İşte Kupa :)

22 Mayıs 2010 - Yazan: Murat Yanıklar 4 yorum »

DSC04248Şampiyonluğumuzu kutladık, kupayla fotoğraflarımızı çektirdik :)

Geldik – Gidiyorum…

18 Mayıs 2010 - Yazan: Murat Yanıklar 2 yorum »

Bir önceki yazımı Fenerbahçe galibiyeti sonrası yazmıştım. “Bursaspor – Geliyoruz” başlığıyla Türk Futbolunun da Bursaspor’un da kaderini değiştirmeye geliyoruz diye. İçimden bir ses şampiyon olana kadar başka yazı yazma dedi ve bekledim. Elim gitti sürekli ama yazmadım. Şampiyon olduğumuzda yazacağım demiştim. İşte artık şampiyonuz. ŞAMPİYON BURSASPOR !…

16 Mayıs 2010 tarihinde Türk futbolunun da Bursaspor’un da kaderi değişti. 47 yıldır şampiyonluk görmeyen bir camia olarak tarihimizde ilk kez şampiyon olduk. Öncelikle Başkanımız Sayın İbrahim Yazıcı’ya Teknik Direktörümüz Sayın Ertuğrul Sağlam’a ve tüm futbolcularımıza teşekkür ederim. Hiç unutamayacağımız duygular yaşattılar. Şampiyonluğa eriştikten sonra Ertuğrul Hocama da dediğim gibi “Allah hepinizden razı olsun.”

İstikrar, başarı için çok önemli. Yapılacak işler çok, kat edilecek yollar fazla. Tarihimizde ilk kez Şampiyonlar Liginde oynayacak olmamız tarif edilemez mutluluğun yanısıra önemli sorumluluklar da yüklemektedir. Kulüp modellemesi adına kulübümüzde yaptığımız çalışmalar, uygulamaya çalıştığımız futbol yaşam döngüsü artık Bursaspor’un vazgeçilmezi olmuştur. Bu planlamaların birbir hayata geçirilmesi çok önemli. Bu yüzden başkanımız ve yönetim kurulumuza çok önemli sorumluluklar düşmekte. Bugüne kadar elde edilen başarı gibi bundan sonra da bir çok başarının geleceğine inancım tamdır.

Ben, kendi adıma yönetim kurulu dışından İcra Kurulu Başkanlığını yürüten biri olarak sezon sonunda görevimi bırakacağımı yönetim kuruluna iletmiştim. Şampiyon bir takımın İcra Kurulu Başkanı olarak görevimi bırakmış olmanın mutluluğunu yaşıyorum.

İkincisi ise kulübümüz adına 2009 Mart ayından bu yana çalışmalarını yürüttüğümüz ve 16.06.2009 tarihinden beri yayında olan BursasporTV‘yi artık kulübümüze devrettiğimi belirtmek istiyorum. Yaklaşık 1 milyon TL’lik (625.000 $) bir yatırımla 1 yıldır faaliyette bulunan televizyonumuzu hiçbir parasal karşılık almadan, sıfır bedelle (sıfır=0) kulübümüze devrettim. Bugüne kadar kulübümüzün cebinden de bir kuruş dahi BursasporTV için çıkartmamanın mutluluğunu yaşarken, Bursaspor’a içinde Schumacher gibi pilotları olan Ferrari teslim ediyorum.

BursasporTV ile ilgili bugüne kadar birçok söz üreten, laf söyleyen, dedikodu yapan insanlara da hakkımı helal ediyorum. Unutmasınlar ki biz o stadyum çevresinde maçlara girmek için su satarken Bursaspor’a hizmet etmeye ant içmiştik. Bundan sonrası için de her yıl belirli ve önemli bir miktarda sponsorluk yapmak üzere 2. Başkanımız Haluk Özkıyıcı ile anlaştık.

Çok yakında 2. Başkanımız Haluk Özkıyıcı ile bu konular hakkında bir basın toplantısı düzenleyerek detayları aktaracağız. Bugüne kadar Bursaspor’a hizmet etme imkanını bana sağlayan Başkanımıza çok teşekkür ederim.

Bursaspor benim için araç değil amaçtır. Benden bu kadar, hoşçakalın.

Bursaspor… Geliyoruz

23 Şubat 2010 - Yazan: Murat Yanıklar Yorum Yok »

Dün gece Şükrü Saraçoğlu stadında 4. kez Fenerbahçe – Bursa maçı izleyişimdi. Galatasaray’ın 10 yıldır berabere bile kalamadığı Şükrü Saraçoğlu Stadında bu dört maçtan 3′ünü kazanma başarısını gösterdik. 2009 yılının Ocak ayından itibaren 2009 yılını topladığı puanlarla ikinci sırada tamamlayan Bursaspor’umun bu başarısını tesadüfi bulan sayısı çok fazlaydı. İnönü’de Beşiktaş’ı, Saraçoğlu’nda da Fenerbahçe’yi yendikten sonra bu başarının tesadüfi olmadığı görüldü.

Üstüne üstlük Ziraat Türkiye Kupası maçlarında tüm Türkiye’nin hakkımızı vererek ama hakemlerin hakkımızı alarak elendiğimiz Fenerbahçe’yi deplasmanda ve kendi sahasında yenebilecek güçte bir başka takım olduğunu henüz göremedik.

Dün gece çok sevindik. Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Recep Altepe’nin protokol tribününde maç esnasında Fenerbahçeli yöneticilere söylediği sözler ise geceye damgasını vurdu bana göre. Bu sözleri araştırmak da basının görevi :)

Bursaspor her alanda geliyor. Sportif, Ekonomik ve Sosyal Alanda, her alan için önemli çalışmalar ve yatırımlar var. Tek ihtiyacımız olan şey istikrar. Sportif kadroda, yönetimsel kadro da istikrara ihtiyaç var. Adım adım tüm alanlarda ipek kozasını dokuyoruz. Türk Futbolunun da Bursaspor’umuzun da kaderini değiştireceğiz, az kaldı.

Son olarak, İstanbul’daki kupa maçında 3-0 yenildiğimizde arayan Fenerbahçeli arkadaşlarımın Bursa’daki kupa maçından beri telefonları kapalı :) Dün gece telefonlarını yönlendirdikleri telesekreter bile hüzünlüydü :)

Veri good !

18 Şubat 2010 - Yazan: Murat Yanıklar Yorum Yok »

Günümüzde pazarlamanın ve iş geliştirmenin temel yapı taşı veridir. Pazarlamacılar, sisteme bir çok kanaldan gelen verileri derleyip, sonuçlar çıkarıp, buna göre ihtiyaçları gidermeye çalışırlarken, artık İnternet’in de sunduğu yeni imkanlarla birlikte her geçen gün zorlaşan pazarlarına daha farklı yollar ile ulaşmaktalar. Ulaşım yolları farklılaşırken, müşteri ve hedef kitlelerini daha fazla tanıma imkanına sahip olmaktalar. İş geliştirmeciler de pazarlama ile yakın çalışarak buradan elde edilen verilerle ve buradaki verilerin yarattığı yeni veri oluşturma gücüyle yeni ürünler ve hizmetler geliştirmekteler.

2000 yılında TURKTICARET.Net‘i ilk kurduğumuz zamanlarda dot com firmalarına olan ilgi nedeniyle bazı risk sermayesi firmaları bizim modelimizle de ilgilenmişti. Bunlardan biri de ILAB Ventures‘dı. Firma yöneticisi Mustafa Say ve ekibi ile uzun görüşmelerim olmuştu. Bu görüşmeler sırasında TURKTICARET.Net ile ilgili projeksiyonları anlatırken, ben ücretli servisler üzerinde duruyordum. Mustafa Bey görüşmelerde sürekli bana “ücretsiz üye sayısı ne olur Murat” diye soruyordu. Ben de sonunda dayanamadım. “Mustafa Bey ben size gelir modelini anlatıyorum, siz bana sürekli ücretli olmayan üyelik modelini soruyorsunuz. Neden?” dedim. “O verilerin hepsiyle çok farklı gelirler elde edeceğiz ileride Murat” demişti. Şimdi o verileri hatta sadece o verileri değil o günden sonra oluşan her türlü veriyi kullanarak neler yaptığımızı düşünüyorum da, Mustafa Bey’i ve bu konuyu geçtiğinde hep saygıyla hatırlarım.

Matematikçi olduğum için hep veri üzerine dayalı iş geliştirme faaliyetlerinin içerisinde olmayı çok sevdim. İş geliştirmenin bu durumdan hoşnut olduğunu söyleyemem ama :) Google ile 2005 yılından bu yana bir çok alanda iş ortaklığı yapıyoruz. Google ile yaptığımız işbirliği bizim kendi oluşturduğumuz yeni verilerin keşfini sağladı. Bu sayede adhood.com doğdu.

Web.TV ise şu anda hazırlanmasına rağmen domainin jenerikliğinin getirdiği gücü yine elimizdeki verilerle çok güçlü hale getiriyoruz. Domain konusundaki tecrübemiz elimizdeki verilerin gücünden oluşuyor. Bu yüzden, Web.TV’nin oluşturulması aşamasında buradaki verileri çok iyi bir şekilde kullanıyoruz. Özellikle şunu belirtmeyelim ki, www.kanaladi.web.tv şeklinde herkes kendine bir web.tv kanalı açabilecekken, burada bir çok dilde 200.000′e yakın jenerik kanal adı belirlendi ve bunlar da kiraya verilerek ya da işbirliği ile kullandırılacak. Elimizde veriler olmasa bu jenerik isimleri belirlemekte ve yeni bir iş fırsatı oluşturmakta çok zorlanırdık hatta aklımıza bile gelmeyebilirdi.

Verinin veri doğurduğu bir ortam içerisindeyiz. Bizim tarafta olan bir kaç örneği verdim. Fakat öyle bir platformdayız ki, hergün ortaya çıkan verilerle sayısız yeni iş fırsatı oluşuyor. Her gün ortaya çıkan verileri iyi derleyen, okuyan hiç kimsenin yapamadığı satışları yapmayı becerebiliyor.

O yüzden elinizdeki verilere önem verin. Her zaman için Veri good :)

Sermaye bulamıyorsanız nakit para ineği bulun

5 Şubat 2010 - Yazan: Murat Yanıklar Yorum Yok »

Boston Matrix
Üniversiteden mezun olduktan sonra işimi kurarken aldığım 10.000 $ sermaye dışında hiçbir işime bir sermaye katılımı olmadı ve tüm işlerimi hep işlerimden ürettiğim kazanç ile oluşturdum. Bu oldukça zor ve zahmetli bir süreçti. Çünkü yeni kurulan bir işin ve özellikle İnternet üzerinde katma değer yaratmaya yönelik işlerin geridönüşümü belli bir süre alıyor ve en önemlisi süreklilik istiyor. Bu sürekliliği sağlamanın da maliyetleri yüksek oluyor.

Ama tüm bunları yaparken kendime bir felsefe edindim. Bu felsefenin ne olduğunu, onu nasıl uyguladığımı anlatarak belirtmek istiyorum.

Firmamı kurduktan iki yıl sonra TURKTICARET.Net‘i bir proje olarak hayata geçirdim. TURKTICARET.Net‘i oluşturduktan sonra onu hayatta tutmak ve ilerletmek kolay değildi. Bunun için bu projeye sürekli para aktarmak gerekiyordu. Geleceğine inandığım için projeyi desteklemem gerekiyordu. Üstelik başlangıç modeli itibariyla TURKTICARET.Net’te ücretli hizmetler henüz çıkmamıştı. Başladığında ücretsiz olan bazı hizmetler ise başladığından bu yana hala ücretsiz olarak devam ediyor. Fakat o zamanki altyapı maliyetleri (ki ilgili tarihlerde çok pahalıydı), personel ve pazarlama giderleri o zamanın şartları için önemli meblağlar tutuyordu. Bu çok önem verdiğim projeyi finanse etmek gerekiyordu.

O zamanlar pazarda bilinirliği yüksek olan ve iyi gelir bırakan bir iş vardı. (Dial-up) İnternet Erişimi satmak ve Web Sitesi Tasarımı yapmak. Emek yoğun katma değeri olmayan ama nakit üreten bir işti bu. Bu işe ağırlık vermeye başladım. Tek nedeni ise nakit para sağlayıp, geleceğine inandığım işe TURKTICARET.Net’e yatırım yapmak içindi. Nakit para üreten bu işlere Boston Box Consulting Group tarafından geliştirilen üstteki şemaya göre Nakit Para İneği denmekte. Sermayedar, yatırımcı bulmak yerine kendi işimi nakit para getiren bir işle finanse ederek büyütmeye başlamıştım. TURKTICARET.Net içerisinde web tasarım hizmetini hiç sunmazken, bu işi birebir satış faaliyetleri ile satmakta ve işten elde ettiğim kazancı TURKTICARET.Net’in gelişimine harcamaya başlamıştım. Yine bu süreçte İnternet erişim hizmeti de satıyordum.

Sermaye olmayınca iş zora binince hem zevkli hem de zor süreçler yaşandı. Fakat bu strateji o zamanlar işi büyütmem için bana çok yardımcı olmuştu. Şu anda girişimciler daha şanslı. Çünkü artık yurtdışındaki yabancı fonlara kadar yerli, yabancı bir çok yatırımcıya ulaşabiliyorlar. Bizim zamanımızda yüksek enflasyon nedeniyle paranın yatırıma dönmesi çok kolay değildi. Şimdi nakit para ineği yaratmak her zaman için bir çözüm olarak görünse bile artık sermayeye ulaşmak daha da kolaylaştı. Üstelik bir de buna devletin girişimciliği destekleme politikaları da eklenmeye başlayınca mikro girişimciler bile finansman yolları bulmaya başladı.

Ama halen sermaye bulamayanlar, yatırımcılara ulaşamayanlar veya gelecek değerini kendi yaratmak isteyenler, nakit para ineği bulabilirler…

Bu yol sonsuza kadar açık. Tescil edildi, onaylandı, bu süreye kadar bir çok defa bir çok projede kullanıldı ve halen farklı projeler için farklı çalışmalarla uygulanıyor :)

web.tv domainini nasıl aldım?

2 Şubat 2010 - Yazan: Murat Yanıklar Yorum Yok »

Dünyanın en jenerik İnternet adreslerinden biri olan web.tv‘yi 2008 yılında satın aldım. Bu konuda bazı yerlerde domaini aldığıma dair ve özellikle nasıl ve ne kadara aldığıma dair bir çok spekülasyon yapıldı. Web.tv’de sevgili arkadaşım Osman Tan Erkır ile popstar yarışması yapacağımı bile ilan edenler çıktı :)

Web.tv‘yi almadan önce .tv uzantılı alan adları konusunda ciddi bir araştırma yapıyordum. Özellikle İnternet’te artan video içerik, .tv uzantılı alan adlarının satışını her geçen yıl katlayarak büyütüyordu. Önümüzdeki yıllarda .tv alan adlarının büyük fırsatlar yaratacağı belliydi. Bu yüzden .tv’de fırsat olabilecek alan adlarını araştırmaya başladım. Şu anda portföyümde bulunan co.tv, mobil.tv, mobi.tv gibi jenerik alan adlarını da o zamanlarda aldım.

İnternet üzerinde bu araştırmayı yaparken web.tv alan adının satılık olduğunu gördüm. Çok enteresan gelmişti. Bu kadar değerli ve jenerik bir isim satılıktı. Fiyatı yazmıyordu ama acaba kaç lira eder diye düşündüm. Yaa şaka değil web.tv bu ! Dünyanın her yerinde web tv, web tv demek. Bir çok dilde anlattığı, ifade ettiği şey aynı, ortak bir dil gibi.

Bir heyecan kaplamıştı içimi, hemen bunun fiyatını sormak lazım diye düşündüm. Fiyatı sordum. Gelecek cevapla ilgili tahminlerde bulunuyordum milyon milyon diye :) Bir gün sonunda cevabı gelmişti ve buraya bir yatırım gerektiği belli olmuştu.

Ortaklarımla bir araya geldim ve durumu onlara açtım. O sıralarda Türkiye’de bir alan adını (web sitesi) alabiliriz diye görüşüyorduk. (isim veremeyeceğim çünkü yayında olan bir site). Onlarla ortaya çıkan bu önemli fırsatı değerlendirebileceğimize karar verdik ve web.tv’yi alalım dedik. Biz de karşı teklifimizi yaptık. Bir kaç kez fiyatlar gitti geldi ve sonunda satıcı istediğimiz fiyatı kabul etmişti.

web.tv’yi almak üzere sonunda anlaşmıştım. Bir an önce alan adının transferi işlemlerinin bitmesi bekliyordum. Hani o anda boğazda yalı verseler hadi oradan derdim :) Bir kaç gün içerisinde web.tv’nin transferi tamamlanmıştı.

Bir süre sonra web.tv domaini ile ilgili satıcıdan bir teşekkür emaili aldım. Alan memnun satan memnundu anlaşılan :) 23 yaşında Avusturya’da yaşayan biri olduğundan bahsediyordu. Web.tv’ye iyi bakın demişti :)

web.tv – dünyanın en jenerik İnternet adreslerinden biri. Artık projeler yapmak üzere emrimdeydi. Bu güce uygun bir proje olmalıydı. İnternet adresinin gücünü kullanabileceğimiz, bunu ön plana çıkaracak bir proje olmalıydı. İsim çok jenerik ve kısa olduğu için www.adisoyadi.web.tv gibi herkesin gelip kendi WEB.TV KANALINI açabileceği bir sosyal video portalı haline getirmek üzere kolları sıvadık.

Herkesin web.tv uzantılı bir kanalı olacak, çok yakında.

Ben de çok merak ediyorum nasıl bir proje olacağını.

Girişimciliğin önündeki aile engeli

31 Ocak 2010 - Yazan: Murat Yanıklar 1 yorum »

Biz Türk toplumu olarak Ulu önderimizin dediği gibi zeki ve çalışkan insanlarız. Hatta çok da pratik zekalı insanlarız. Çoğumuzun müthiş girişimcilik fikirleri, düşünceleri var. Fakat bu fikirleri hayata geçirme noktasında ne kadar başarılıyız ve bu konuda ne yapıyoruz? Genelde düşünüyoruz; arkadaşımıza, eşimize, dostumuza anlatıyoruz fikrimizi. Ondan sonra bakıyoruz ki, biri sizin düşündüğünüzün aynısını yapmış. Yani daha önce teşebbüs etmiş ve başarıya ulaşmak için en önemli adımı atmış.

Fakat düşüncesini uygulamaya geçiremeyen insanlarımızın önünde de bazı engeller var. Bu engelleri de görmeden, farketmeden girişimci sayısını artırmak çok mümkün görünmüyor. Bana göre bu konuda en temel engel, yakın çevremiz yani ailemiz.

Türk toplumundaki en değerli temel yapı taşlarından biri ailedir. Aile büyükleri hep koruyucu, kollayıcı bir misyon edinmiştir kendine. Bu yüzden tek başımıza hareket etme kültürümüz çok fazla oluşmamıştır. Hep büyüklere sorularak, danışılarak bir iş yapılmıştır.

Bu koruyucu ve kollayıcı misyondan dolayı da aile büyüklerimiz bizlere bazı öğütlerde bulunurlar. Bu öğütleri aklınıza getirin, “Aman oğlum, devlette gir bir işe, maaşın garanti olsun, ben seni düşünmeyim”. Eşlerimiz ise “ Bak çocuğumuz da oldu, artık onu da düşünmemiz lazım, maceraya atılmayalım. Gir bir işe, elimize geçecek parayı bilelim”.

Bu gibi konuşmalar ve öğütler sanırım bir çok kişinin başından geçmiştir.

Yahudi toplumlarında ise bizdeki davranışların tam aksine bir durum var. Anneler, geleneklerinden dolayı çocuklarını bir kahraman gibi yetiştirmek zorundalar. Özellikle bugünkü ortamda kahramanlıktan kasıtları, ekonomik anlamda güç kazanma. Kutsal günlerinde aile bireyleri hep birlikte yemek yer, evin çocuğu büyüklerine işinde yaptıklarını anlatırmış ve büyüklerinden öğütler alırmış.

Yani bu toplumda aileden gelen bir girişimciliğe destek söz konusu. Özellikle İsrail’i görüyoruz, teknolojik alandaki yatırımlarını ve girişimlerini. Küçücük topraklarda ürettiklerini yurtdışına satarak hayatını sürdüren bir ekonomileri var.

Bizim onlardan neyimiz eksik ki !

Topraklarımız dünyanın en stratejik noktasında ve en verimli topraklar, insanlarımız çalışkan ve zeki, ben büyürken çevremdeki insanların geçirdiği kalp krizi sayısından fazla olarak ülkemiz krizler geçirmesine rağmen :) ekonomimiz dünyanın gelişen ekonomileri arasında. Artık girişimciliği destekleyecek ekonomi politikaları da uygulanmaya başladı. Karşılıksız hibe destekler yeni bir iş kuracak olana bile veriliyor.

İşin özü bu ülkenin girişimcilere ihtiyacı var. İşsizliği de azaltmak için girişimciliğe ihtiyaç var, muhasır medeniyetler seviyesinde olmamız için de girişimciliğe ihtiyaç var. Bu yüzden en temel yapı taşımız ailelerimizin artık çocuklarını bir meslek sahibi olarak yetiştirmesinden çok bir girişimci olarak havuza arkadan itmelerine bu ülkenin ihtiyacı var.

İki tane oğlum var. Ne iş yapmak isterlerse istesinler, Allah nasip ederse kendi işlerini yapmalarını önereceğim onlara.

Bu yüzden sevgili anne ve babalar, açın çocuklarınızın önünü. Ülkemizin onların girişimlerine ihtiyacı var.

Bsbilyoner.com açıldı

31 Ocak 2010 - Yazan: Murat Yanıklar Yorum Yok »

Bursaspor’da 2009 yılı Haziran ayından bu yana İcra Kurulu Başkanı olarak görev yapıyorum. İcra Kurulunda benim dışımda 3 değerli kişi var. İkinci Başkanımız Haluk Özkıyıcı, Reklam ve Pazarlamadan sorumlu yöneticimiz İlhan Uslu ve İcra Kurulu üyemiz Mustafa Demiralay. Bu ekiple birlikte öncelikle kulüp modellemesi üzerine bir çalışma hazırladık. Hem BursasporTV‘de hem de resmi İnternet sitemizde www.bursaspor.org.tr bu çalışma açıklandı. (Bununla ilgili değerlendirmelerimi aktaracağım ileriki yazılarda)

Şimdi ise bunun altyapısını oluşturma zamanı. Bir çok konuda çalışmalar devam ediyor. Ekonomik Alan ile ilgili yeni ve sabit gelir yaratma projelerimizden biri Bilyoner.com ile birlikte yaptığımız Bsbilyoner.com oldu.

Bursaspor Kulübümüzün Başkanı İbrahim Yazıcı ve Bilyoner.com Genel Müdürü Sait Kayahan Bsbilyoner’in lansmanını yapıyor. Bir Affiliate modeli ile kurgulanan Bsbilyoner.com aracılığıyla Bursasporlu taraftarlarımız oynayacağı her türlü İDDAA kuponları için kulübümüze düzenli ve sabit bir gelir sağlamış olacaklar.

Bilyoner.com ile ilgili geçtiğimiz günlerde bir basın açıklaması yapılmıştı. Orada Bilyoner.com üzerinden 450 milyon TL’lik oyun oynandığını ve bunun %7′lik kısmının da Bursa’dan oynandığı verilerini dikkate alırsak önemli bir pazar var ve artık bu pazardan Bursaspor’da önemli bir pay alma noktasında.

Hep dışarıdan kulübümüze bakıldığında çok büyük potansiyele sahip olduğu söylenir ve bunun hiç kullanılamadığı dile getirilirdi. Tek kullandığımız şey ise Bursa’da yerel yöneticilerden ve işadamlarından hep karşılıksız birşeyler istemek olmuş. Ama gerçek gücün taraftarlarımızın yaratacağı ekonomik değer üzerinden kulübü büyütmek olduğunu hep atlamışız. İcra Kurulu olarak sadece camiamızın değil bir taraftarımızın bile değerini çok iyi bilerek ve bize katacağı gücü, ivmeye düşünerek hareket ediyoruz.

Örneğin Finansbank ile de başlatılan CardFinans Timsah Kart projesi ile 5 ayda 12.000 taraftarımıza kredi kartımızı ulaştırdık.

Gerçek potansiyele doğru gitmeye başladık. Kulübümüzü her anlamda büyütecek güç taraftarımızda. Bizlere düşen de doğru ürünleri ve hizmetleri hazırlamak ve onlara bunları ulaştıracak doğru yolları kurgulamak.

Bir sitenin nesi var, bir ağın sesi var !

29 Ocak 2010 - Yazan: Murat Yanıklar Yorum Yok »

İnternet’teki değişimi takip etmek çok zorlaşırken, bu değişime ayak uydurmak ise giderek daha çok maliyetli oluyor. Dev bilgi kaynağı İnternet’in geçirdiği değişime inanmak zor…

Bundan yıllar önce İnternet’te ilk olmanın getirdiği avantajlar artık büyük ağların gücü ile tehdit ediliyor. İnternet’te yeni bir iş kurmanın yarattığı maliyet, farkındalık yaratma maliyetlerinin artması ile ciddi bir oranda yükseldi.

Bundan 8 yıl öncesinde dev servis sağlayıcıların hakimiyetindeki İnternet, el değiştirdi. Eskiden bu servis sağlayıcılar üzerinde toplanan kullanıcılar, artık servis sağlayıcı bağımsız olarak ağlar üzerinde toplanıyor.

Bu yükselişten en büyük geliri de dünyanın dev ağları alıyor.

Nasıl mı?

İnternetin yeni hakimleri Google, Microsoft, Facebook ve son zamanlarda büyük atak yapan Apple gibi dev ağlar.

Google, dünyadaki İnternet trafiğinin yüzde 6’sını tek başına elinde tutuyor. Bu, bir tek kurumun elinde tuttuğu en yüksek pay. Bu trafiği elinde bulunduran Google, trafiği yönlendirmeden dolayı milyarlarca dolar kazanç sağlıyor. Bilgiyle kullanıcıları kendisine çeken Google, bilgiyi öncelikli ve ilişkili gösterme ve aynı zamanda hızlı yönlendirmenin getirdiği avantajdan da para kazanmakta.

Yani artık İnternet üzerinde bilgiye ulaşmak Google ile çok kolaylaşsa da trafiği çekebilmek ciddi oranda para ödenmesini sağlıyor. Bu da İnternet’e özgü anlamda iş yapmak için sektöre giriş bariyerini yükseltiyor.

Artık şunu çok net söyleyebiliriz. Web siteleri yaşamak için dev ağlara bağımlı durumda. Şu anda Google’ın olmadığını düşündüğünüz de bu gerçeğin çok daha fazla farkına varabiliyorsunuz.

Eskiden on binlerce siteye dağınık olan ilk giriş trafiği artık iyice toparlanmış durumda. 150 ağ İnternet trafiğinin yüzde 50’sini elinde tutuyor.

Devlerin payı çok ilginç, 150 ağ trafiğin yüzde 50’sine sahipken, tepede yer alan birkaç site trafiğin yüzde 30′una sahip olmayı başarıyor. Bu dev ağların içeriğe çok kolay ve hızlı erişim sağlamasının payı çok büyük. Milyarlarca dolar harcayan dev ağlar, geçen yıllar zarfında küçük siteleri satın alarak, bu sitelerin trafiğini de yuttular.

İnternet üzerindeki bu konumlanma savaşı Türkiye’de de faaliyet gösteren İnternet firmaları içerisinde kendine yer bulmaya başlıyor. Artık Türkiye’de bir İnternet sitesi olan değil, bir ağı olan başarıya daha yakın.

Bu da sektörde büyük oyuncu ayrışmasının yakın zamanda daha belirgin olacağını gösteriyor.

Artık bir sitenin nesi var, bir ağın sesi var.

Hayatımı o cevap değiştirdi

28 Ocak 2010 - Yazan: Murat Yanıklar Yorum Yok »

1992 yılında Eskişehir’de Anadolu Üniversitesi kampüsünde Matematik bölümüne başlarken kendime, buradan çıktığımda mutlaka kendi işimi kurmayı bir hedef olarak seçmiştim.

Üniversite yıllarında İnternet üniversitelere henüz gelmişti. İnternet’le ilk tanışmam üniversitenin bilgisayar laboratuarlarında oldu. O kadar farklı bir dünyayı tanımaya başlamıştım ki, burada yeni bir düzen kurulduğunu görmek zor değildi. İnternet ile haşır neşir oldukça mezun olduktan sonra hangi işle uğraşacağım belli olmuştu.

Üniversite son sınıfta Eskişehir’de birkaç arkadaş bir araya gelip, bir internet şirketi kurup yönetmeyi denesek de daha tam olarak başlamadan kendini fesh etmek zorunda kalmıştı.

Bursa’ya döndüm ve orada da kendi işimi kurmak üzere görüşmelere başladım. Bir taraftan da ne gibi projeler hayata geçirilebilir, bunlar üzerine çalışıyordum. Hazırladığım projelerden bir tanesini (Futbol Menejerlik Oyunu) henüz yeni kurulan ama zamanın en güçlü İnternet firması olan Superonline’a göndermiştim. Projeyi gönderdikten tam iki gün sonra firmanın genel müdür yardımcısı evi aramıştı. O zamanlar henüz bir cep telefonu sahibi de değildim. Telefonu annem açmış ve eve geldiğimde bana iletmişti. Hemen kendisini aradım ve beni ertesi gün İstanbul’a davet eti.

Üniversite’den mezun olalı 2-3 ay olmuştu henüz. Büyük bir heyecanla İstanbul Ulus’ta ofislerine o hayatımın dönüş noktası olan görüşmeye gittim.

Çok sıcak bir karşılama oldu ve övgü dolu sözlerle çok güzel bir projemin olduğunu, bu projeyi mutlaka hayata geçirmek istediklerini belirttiler. Görüşmede iki kişi vardı. Firmanın Genel Müdür Yardımcısı ve şu anda bir medya kuruluşunda görevli bir spor editörü. Fakat bana o anda hiç beklemediğim bir teklif geldi.

Genel Müdür Yardımcısı : “ Murat, bu projeyi burada Superonline altında bir proje olarak yapmanı ve burada çalışmanı öneriyorum. Sana …. $’da aylık maaş(4 nokta 4 haneli maaş demek:) ) ”

O ana kadar kendi işini kurmayı hedef olarak seçen birine 4 haneli iyi bir Amerikan Doları maaş teklifi düşünce çeliciydi. Çünkü üniversiteden yeni mezun olmuş ve cebimde 5 kuruş param yoktu. Ama bir yanda da girişimcilik hayallerim vardı. Ama biraz tatlı bir baskı ile artık bir Superonline çalışanı olmayı kabul etmiştim. Hatta hemen birkaç emlakçı aranarak bana, İstanbul’da ofise yakın bir ev bile bulundu. Görüşme gün boyu devam etti, artık projeyi ve yapılacakları konuşuyorduk. Konuştukça yapılacaklara dair heves ve arzu artıyordu.

Bu süreç etkileyici gelmiş olacak ki hayatımın yönünü değiştirecek soruyu sormuştu Genel Müdür Yardımcısı : “ Murat hedefin ne, ne yapmayı arzuluyorsun?”

Hep kendi işimi kurmak isteyen biri olarak ve ortamında samimiyetine güvenerek “Sizi yanımda çalıştırmak isterim” dedim.

Bir anda ortam değişti. “Bu, senin düşündüğün kadar kolay değil” diye bir cevap aldım.

Oysa ben “sizin gibi birini bile yanımda çalıştırabilecek kadar büyük bir işe sahip olmayı amaçlıyorum” şeklinde bir içeriği ifade etmiştim. Çünkü gün içi konuşmalarımda hep kendi işimi yapma yönündeki hedeflerimden beni döndüren kendisiydi.

Ama soru – cevaptan sonra artık bir Superonline çalışanı olmadığımı hissetmeye başladım :)

Bu cevaptan 5 dakika sonra da “Murat, biz seni bir iki gün içinde arayacağız” şeklinde konuyu kapatan bir sözle Bursa’nın yolunu tuttum.

Hala kendilerinden telefon bekliyorum :) Birkaç kere kendisine ulaşmak için telefon açsam da kapı duvardı.

Bu olayın hayatımda ne kadar büyük bir dönüm noktası olduğunu bir süre sonra fark ettim. Eğer o cevabı vermemiş olsaydım kendi işimi kuramayacaktım, girişimcilik hayallerimi, hayatımla ilgili hayallerimi bir kenara bırakacaktım. Küçük yaşlardan beri kendimi hep girişimci olmaya şartlamam belki de bu cevabı vermemi sağladı. Çünkü ben o ana kadar hep öyle yaşamıştım. İlerideki yazılarda değineceğim ama küçükken pazarlarda Pazar torbası, limon, ne alırsan bir lira arabalarında tokadan tırnak makasına kadar her şeyi ve kendi mahallemde de simit sattım. Bu büyük bir zorunluluktan değildi, evden gizlice kaçıp kendi işimi yapma isteğimden kaynaklanıyordu.

Nitekim o cevap hayatımı değiştirdi ve Bursa’ya döndükten sonra kendi işimi kurmak üzere çalışmalar yapmaya başladım. Firmalara web tasarımı yapıyordum. İşi satıp, tasarımı yapıp tüm süreçleri tek başıma götürüyordum.

Ama bir gün işlerini yaptığım bir firmanın genel müdürü artık emekli olmak üzere olduğunu ve kendine bir iş kurmak üzere yatırım yapmak istediğini söylediğinde hayatım değişmeye başlamıştı.

Devamı başka yazılarda :)