Arşiv / Ocak 2010

Girişimciliğin önündeki aile engeli

31 Ocak 2010

Biz Türk toplumu olarak Ulu önderimizin dediği gibi zeki ve çalışkan insanlarız. Hatta çok da pratik zekalı insanlarız. Çoğumuzun müthiş girişimcilik fikirleri, düşünceleri var. Fakat bu fikirleri hayata geçirme noktasında ne kadar başarılıyız ve bu konuda ne yapıyoruz? Genelde düşünüyoruz; arkadaşımıza, eşimize, dostumuza anlatıyoruz fikrimizi. Ondan sonra bakıyoruz ki, biri sizin düşündüğünüzün aynısını yapmış. Yani daha önce teşebbüs etmiş ve başarıya ulaşmak için en önemli adımı atmış.

Fakat düşüncesini uygulamaya geçiremeyen insanlarımızın önünde de bazı engeller var. Bu engelleri de görmeden, farketmeden girişimci sayısını artırmak çok mümkün görünmüyor. Bana göre bu konuda en temel engel, yakın çevremiz yani ailemiz.

Türk toplumundaki en değerli temel yapı taşlarından biri ailedir. Aile büyükleri hep koruyucu, kollayıcı bir misyon edinmiştir kendine. Bu yüzden tek başımıza hareket etme kültürümüz çok fazla oluşmamıştır. Hep büyüklere sorularak, danışılarak bir iş yapılmıştır.

Bu koruyucu ve kollayıcı misyondan dolayı da aile büyüklerimiz bizlere bazı öğütlerde bulunurlar. Bu öğütleri aklınıza getirin, “Aman oğlum, devlette gir bir işe, maaşın garanti olsun, ben seni düşünmeyim”. Eşlerimiz ise “ Bak çocuğumuz da oldu, artık onu da düşünmemiz lazım, maceraya atılmayalım. Gir bir işe, elimize geçecek parayı bilelim”.

Bu gibi konuşmalar ve öğütler sanırım bir çok kişinin başından geçmiştir.

Yahudi toplumlarında ise bizdeki davranışların tam aksine bir durum var. Anneler, geleneklerinden dolayı çocuklarını bir kahraman gibi yetiştirmek zorundalar. Özellikle bugünkü ortamda kahramanlıktan kasıtları, ekonomik anlamda güç kazanma. Kutsal günlerinde aile bireyleri hep birlikte yemek yer, evin çocuğu büyüklerine işinde yaptıklarını anlatırmış ve büyüklerinden öğütler alırmış.

Yani bu toplumda aileden gelen bir girişimciliğe destek söz konusu. Özellikle İsrail’i görüyoruz, teknolojik alandaki yatırımlarını ve girişimlerini. Küçücük topraklarda ürettiklerini yurtdışına satarak hayatını sürdüren bir ekonomileri var.

Bizim onlardan neyimiz eksik ki !

Topraklarımız dünyanın en stratejik noktasında ve en verimli topraklar, insanlarımız çalışkan ve zeki, ben büyürken çevremdeki insanların geçirdiği kalp krizi sayısından fazla olarak ülkemiz krizler geçirmesine rağmen :) ekonomimiz dünyanın gelişen ekonomileri arasında. Artık girişimciliği destekleyecek ekonomi politikaları da uygulanmaya başladı. Karşılıksız hibe destekler yeni bir iş kuracak olana bile veriliyor.

İşin özü bu ülkenin girişimcilere ihtiyacı var. İşsizliği de azaltmak için girişimciliğe ihtiyaç var, muhasır medeniyetler seviyesinde olmamız için de girişimciliğe ihtiyaç var. Bu yüzden en temel yapı taşımız ailelerimizin artık çocuklarını bir meslek sahibi olarak yetiştirmesinden çok bir girişimci olarak havuza arkadan itmelerine bu ülkenin ihtiyacı var.

İki tane oğlum var. Ne iş yapmak isterlerse istesinler, Allah nasip ederse kendi işlerini yapmalarını önereceğim onlara.

Bu yüzden sevgili anne ve babalar, açın çocuklarınızın önünü. Ülkemizin onların girişimlerine ihtiyacı var.

Bsbilyoner.com açıldı

31 Ocak 2010

Bursaspor’da 2009 yılı Haziran ayından bu yana İcra Kurulu Başkanı olarak görev yapıyorum. İcra Kurulunda benim dışımda 3 değerli kişi var. İkinci Başkanımız Haluk Özkıyıcı, Reklam ve Pazarlamadan sorumlu yöneticimiz İlhan Uslu ve İcra Kurulu üyemiz Mustafa Demiralay. Bu ekiple birlikte öncelikle kulüp modellemesi üzerine bir çalışma hazırladık. Hem BursasporTV‘de hem de resmi İnternet sitemizde www.bursaspor.org.tr bu çalışma açıklandı. (Bununla ilgili değerlendirmelerimi aktaracağım ileriki yazılarda)

Şimdi ise bunun altyapısını oluşturma zamanı. Bir çok konuda çalışmalar devam ediyor. Ekonomik Alan ile ilgili yeni ve sabit gelir yaratma projelerimizden biri Bilyoner.com ile birlikte yaptığımız Bsbilyoner.com oldu.

Bursaspor Kulübümüzün Başkanı İbrahim Yazıcı ve Bilyoner.com Genel Müdürü Sait Kayahan Bsbilyoner’in lansmanını yapıyor. Bir Affiliate modeli ile kurgulanan Bsbilyoner.com aracılığıyla Bursasporlu taraftarlarımız oynayacağı her türlü İDDAA kuponları için kulübümüze düzenli ve sabit bir gelir sağlamış olacaklar.

Bilyoner.com ile ilgili geçtiğimiz günlerde bir basın açıklaması yapılmıştı. Orada Bilyoner.com üzerinden 450 milyon TL’lik oyun oynandığını ve bunun %7′lik kısmının da Bursa’dan oynandığı verilerini dikkate alırsak önemli bir pazar var ve artık bu pazardan Bursaspor’da önemli bir pay alma noktasında.

Hep dışarıdan kulübümüze bakıldığında çok büyük potansiyele sahip olduğu söylenir ve bunun hiç kullanılamadığı dile getirilirdi. Tek kullandığımız şey ise Bursa’da yerel yöneticilerden ve işadamlarından hep karşılıksız birşeyler istemek olmuş. Ama gerçek gücün taraftarlarımızın yaratacağı ekonomik değer üzerinden kulübü büyütmek olduğunu hep atlamışız. İcra Kurulu olarak sadece camiamızın değil bir taraftarımızın bile değerini çok iyi bilerek ve bize katacağı gücü, ivmeye düşünerek hareket ediyoruz.

Örneğin Finansbank ile de başlatılan CardFinans Timsah Kart projesi ile 5 ayda 12.000 taraftarımıza kredi kartımızı ulaştırdık.

Gerçek potansiyele doğru gitmeye başladık. Kulübümüzü her anlamda büyütecek güç taraftarımızda. Bizlere düşen de doğru ürünleri ve hizmetleri hazırlamak ve onlara bunları ulaştıracak doğru yolları kurgulamak.

Bir sitenin nesi var, bir ağın sesi var !

29 Ocak 2010

İnternet’teki değişimi takip etmek çok zorlaşırken, bu değişime ayak uydurmak ise giderek daha çok maliyetli oluyor. Dev bilgi kaynağı İnternet’in geçirdiği değişime inanmak zor…

Bundan yıllar önce İnternet’te ilk olmanın getirdiği avantajlar artık büyük ağların gücü ile tehdit ediliyor. İnternet’te yeni bir iş kurmanın yarattığı maliyet, farkındalık yaratma maliyetlerinin artması ile ciddi bir oranda yükseldi.

Bundan 8 yıl öncesinde dev servis sağlayıcıların hakimiyetindeki İnternet, el değiştirdi. Eskiden bu servis sağlayıcılar üzerinde toplanan kullanıcılar, artık servis sağlayıcı bağımsız olarak ağlar üzerinde toplanıyor.

Bu yükselişten en büyük geliri de dünyanın dev ağları alıyor.

Nasıl mı?

İnternetin yeni hakimleri Google, Microsoft, Facebook ve son zamanlarda büyük atak yapan Apple gibi dev ağlar.

Google, dünyadaki İnternet trafiğinin yüzde 6’sını tek başına elinde tutuyor. Bu, bir tek kurumun elinde tuttuğu en yüksek pay. Bu trafiği elinde bulunduran Google, trafiği yönlendirmeden dolayı milyarlarca dolar kazanç sağlıyor. Bilgiyle kullanıcıları kendisine çeken Google, bilgiyi öncelikli ve ilişkili gösterme ve aynı zamanda hızlı yönlendirmenin getirdiği avantajdan da para kazanmakta.

Yani artık İnternet üzerinde bilgiye ulaşmak Google ile çok kolaylaşsa da trafiği çekebilmek ciddi oranda para ödenmesini sağlıyor. Bu da İnternet’e özgü anlamda iş yapmak için sektöre giriş bariyerini yükseltiyor.

Artık şunu çok net söyleyebiliriz. Web siteleri yaşamak için dev ağlara bağımlı durumda. Şu anda Google’ın olmadığını düşündüğünüz de bu gerçeğin çok daha fazla farkına varabiliyorsunuz.

Eskiden on binlerce siteye dağınık olan ilk giriş trafiği artık iyice toparlanmış durumda. 150 ağ İnternet trafiğinin yüzde 50’sini elinde tutuyor.

Devlerin payı çok ilginç, 150 ağ trafiğin yüzde 50’sine sahipken, tepede yer alan birkaç site trafiğin yüzde 30′una sahip olmayı başarıyor. Bu dev ağların içeriğe çok kolay ve hızlı erişim sağlamasının payı çok büyük. Milyarlarca dolar harcayan dev ağlar, geçen yıllar zarfında küçük siteleri satın alarak, bu sitelerin trafiğini de yuttular.

İnternet üzerindeki bu konumlanma savaşı Türkiye’de de faaliyet gösteren İnternet firmaları içerisinde kendine yer bulmaya başlıyor. Artık Türkiye’de bir İnternet sitesi olan değil, bir ağı olan başarıya daha yakın.

Bu da sektörde büyük oyuncu ayrışmasının yakın zamanda daha belirgin olacağını gösteriyor.

Artık bir sitenin nesi var, bir ağın sesi var.

Hayatımı o cevap değiştirdi

28 Ocak 2010

1992 yılında Eskişehir’de Anadolu Üniversitesi kampüsünde Matematik bölümüne başlarken kendime, buradan çıktığımda mutlaka kendi işimi kurmayı bir hedef olarak seçmiştim.

Üniversite yıllarında İnternet üniversitelere henüz gelmişti. İnternet’le ilk tanışmam üniversitenin bilgisayar laboratuarlarında oldu. O kadar farklı bir dünyayı tanımaya başlamıştım ki, burada yeni bir düzen kurulduğunu görmek zor değildi. İnternet ile haşır neşir oldukça mezun olduktan sonra hangi işle uğraşacağım belli olmuştu.

Üniversite son sınıfta Eskişehir’de birkaç arkadaş bir araya gelip, bir internet şirketi kurup yönetmeyi denesek de daha tam olarak başlamadan kendini fesh etmek zorunda kalmıştı.

Bursa’ya döndüm ve orada da kendi işimi kurmak üzere görüşmelere başladım. Bir taraftan da ne gibi projeler hayata geçirilebilir, bunlar üzerine çalışıyordum. Hazırladığım projelerden bir tanesini (Futbol Menejerlik Oyunu) henüz yeni kurulan ama zamanın en güçlü İnternet firması olan Superonline’a göndermiştim. Projeyi gönderdikten tam iki gün sonra firmanın genel müdür yardımcısı evi aramıştı. O zamanlar henüz bir cep telefonu sahibi de değildim. Telefonu annem açmış ve eve geldiğimde bana iletmişti. Hemen kendisini aradım ve beni ertesi gün İstanbul’a davet eti.

Üniversite’den mezun olalı 2-3 ay olmuştu henüz. Büyük bir heyecanla İstanbul Ulus’ta ofislerine o hayatımın dönüş noktası olan görüşmeye gittim.

Çok sıcak bir karşılama oldu ve övgü dolu sözlerle çok güzel bir projemin olduğunu, bu projeyi mutlaka hayata geçirmek istediklerini belirttiler. Görüşmede iki kişi vardı. Firmanın Genel Müdür Yardımcısı ve şu anda bir medya kuruluşunda görevli bir spor editörü. Fakat bana o anda hiç beklemediğim bir teklif geldi.

Genel Müdür Yardımcısı : “ Murat, bu projeyi burada Superonline altında bir proje olarak yapmanı ve burada çalışmanı öneriyorum. Sana …. $’da aylık maaş(4 nokta 4 haneli maaş demek:) ) ”

O ana kadar kendi işini kurmayı hedef olarak seçen birine 4 haneli iyi bir Amerikan Doları maaş teklifi düşünce çeliciydi. Çünkü üniversiteden yeni mezun olmuş ve cebimde 5 kuruş param yoktu. Ama bir yanda da girişimcilik hayallerim vardı. Ama biraz tatlı bir baskı ile artık bir Superonline çalışanı olmayı kabul etmiştim. Hatta hemen birkaç emlakçı aranarak bana, İstanbul’da ofise yakın bir ev bile bulundu. Görüşme gün boyu devam etti, artık projeyi ve yapılacakları konuşuyorduk. Konuştukça yapılacaklara dair heves ve arzu artıyordu.

Bu süreç etkileyici gelmiş olacak ki hayatımın yönünü değiştirecek soruyu sormuştu Genel Müdür Yardımcısı : “ Murat hedefin ne, ne yapmayı arzuluyorsun?”

Hep kendi işimi kurmak isteyen biri olarak ve ortamında samimiyetine güvenerek “Sizi yanımda çalıştırmak isterim” dedim.

Bir anda ortam değişti. “Bu, senin düşündüğün kadar kolay değil” diye bir cevap aldım.

Oysa ben “sizin gibi birini bile yanımda çalıştırabilecek kadar büyük bir işe sahip olmayı amaçlıyorum” şeklinde bir içeriği ifade etmiştim. Çünkü gün içi konuşmalarımda hep kendi işimi yapma yönündeki hedeflerimden beni döndüren kendisiydi.

Ama soru – cevaptan sonra artık bir Superonline çalışanı olmadığımı hissetmeye başladım :)

Bu cevaptan 5 dakika sonra da “Murat, biz seni bir iki gün içinde arayacağız” şeklinde konuyu kapatan bir sözle Bursa’nın yolunu tuttum.

Hala kendilerinden telefon bekliyorum :) Birkaç kere kendisine ulaşmak için telefon açsam da kapı duvardı.

Bu olayın hayatımda ne kadar büyük bir dönüm noktası olduğunu bir süre sonra fark ettim. Eğer o cevabı vermemiş olsaydım kendi işimi kuramayacaktım, girişimcilik hayallerimi, hayatımla ilgili hayallerimi bir kenara bırakacaktım. Küçük yaşlardan beri kendimi hep girişimci olmaya şartlamam belki de bu cevabı vermemi sağladı. Çünkü ben o ana kadar hep öyle yaşamıştım. İlerideki yazılarda değineceğim ama küçükken pazarlarda Pazar torbası, limon, ne alırsan bir lira arabalarında tokadan tırnak makasına kadar her şeyi ve kendi mahallemde de simit sattım. Bu büyük bir zorunluluktan değildi, evden gizlice kaçıp kendi işimi yapma isteğimden kaynaklanıyordu.

Nitekim o cevap hayatımı değiştirdi ve Bursa’ya döndükten sonra kendi işimi kurmak üzere çalışmalar yapmaya başladım. Firmalara web tasarımı yapıyordum. İşi satıp, tasarımı yapıp tüm süreçleri tek başıma götürüyordum.

Ama bir gün işlerini yaptığım bir firmanın genel müdürü artık emekli olmak üzere olduğunu ve kendine bir iş kurmak üzere yatırım yapmak istediğini söylediğinde hayatım değişmeye başlamıştı.

Devamı başka yazılarda :)

İLK YAZI

27 Ocak 2010

Neden yazacağım? Neler yazacağım?

Kendime bir blog açma kararını aldığımda, elimde hevesle okuduğum, Starbucks’ın İcra Kurulu Başkanı Howard Schultz’un Starbucks’ın öyküsünü anlattığı “Starbucks – Gönlünü işe vermek” adlı kitap vardı. Hikayesinden oldukça etkilenmiş biri olarak, kitabı okurken içerisinde bulundurduğum not kağıdına bir blog açma zamanımın geldiğini not aldım.

Bir girişimci olarak kalmanın getirdiği zorluklarla, girişimciyken bir sistem oluşturup, bürokrasiye boğulmadan büyük bir yapının nasıl oluşturulabileceğini gösteren yol gösterici bir kitaptı. Etkiledi beni. Öğrenilecek daha ne kadar çok şey var. Bu yüzden öğrenmek, öğrendiklerimi aktarmak ve fikirleri tartıştırmak için yazmaya karar verdim.

Peki hangi konular hakkında yazacağım?
İnternet’ten, sektörden,  girişimcilikten, yatırımcı olmaktan, arkadaşlarımdan, gördüklerimden, bildiklerimden, düşündüklerimden, yaptıklarımdan, yaşadıklarımdan, öğrenmek istediklerimden, öğrendiklerimden, futboldan ve tutkum olan Bursaspor’dan.

Bu blog farklı olacak, beni tanıyanlar için de tanımayanlar için de.

Çocukken ve büyürken yaptığım tüm girişimci faaliyetlere :) İnternet’le tanışmamdan sektöre nasıl girdiğime, nasıl Bursaspor’lu olduğuma, 2003′te nasıl Türkiye’nin en başarılı genç girişimcisi seçildiğime, web.tv domainini nasıl aldığıma, ortaklarımla olan projelerime ve MYK Medya ile nasıl ortak olduğuma kadar her şeyi hikayesiyle aktaracağım.

Bu denize bir taş da benden gelsin diye burdayım

Sevgiler