‘Genel’   kategorisi

İz bırakmak üzerine

14 Ağustos 2011

İnsanlar, tarih boyunca iz bırakmaktan hep hoşlanmışlardır. Bazen zorunluluktan, bazen sorumluluktan ve bazen içgüdüsel nedenlerden dolayı iz bırakmak insanları mutlu eder. Neden mi? Çünkü bu izleri takip eden ve ilgilenenler her zaman çoktur. İzlenilmek ve takip edilmek çağlar boyunca insanları cezbetmiştir.

Eski çağlarda duvarlara, taşlara figürler kazımak, bir taşa veya ağaca ismini yontmak ile başlayan iz bırakma, günümüze gelene kadar bir çok evrimler geçirmiştir. Mimarlar, iz bırakmak için yarışmışlar, özgün tasarımlar mimariler ortaya çıkartmışlar. Mimarlar da yaptıklarıyla beğenilenler, iz bırakanlar arasında olmak isterler. Mimarların ve mühendislerin yaptıkları şehirlerin simgeleri haline gelen yapıtlar, artık o şehirlerle anılır olmuşlardır. Sırf bu yapıları görebilmek ve izleyebilmek için milyonlarca kişi ilgili ülkeleri ve şehirleri ziyaret etmektedir.

Hep sevdiğimiz veya sevmediğimiz birini izlemeyi ve takip etmeyi sevmiş, onun yaptıklarını izler ve gözler olmuşuzdur. Medyada sürekli okuduğumuz yasal olan, olmayan olaylar bile bu süreçler içerisinde gerçekleşmiştir. Rakibin, arkadaşın, sevgilinin vs. izlenilmesi takip edilmesi gibi. Dedektiflik mesleğinin ihtiyaç olduğu nedenlerden bazıları da bunlardır.

Günümüzdeki en sıcak örneklerine bakarsak, Twitter birbirinin takipçisiyle dolu yüz milyonlarca insanı barındırıyor. Panpişlerin sayısı her geçen gün artıyor ! :) . Facebook, sosyal medya diye büyük bir platform yaratarak, kişilerin neler yaptıklarını ve nelerden hoşlandıklarına dair izleri diğerlerinin takibine sunuyor. Şu anda okuduğunuz bu blog gibi milyonlarca bloğunda amacı bu.

Ticarette de örnekleri çok sayıda. Rakiplerin neler yaptıklarını hep izleriz. Alibaba.com, TURKTICARET.Net gibi b2b siteleri, craiglist, sahibinden.com gibi ilan siteleri vb. bir çok web sitesi.

Çevrenizdeki herşeye bakarken bir de bu gözle bakmayı deneyin. “Acaba iz mi bırakmış, ben takip mi ediyorum bu izi?” veya “iz bırakmamı mı istiyor benden?” diye.

Yani çağlar boyunca devam edecek en güzel iş modellerinden biri bu olsa gerek. İz bıraktır ve bunları sun. Bunları izlemeye gelen çok sayıda kişi olacaktır. Aynı bizim web.tv ‘de yapmak istediğimiz gibi. Nerede olursanız olun, artık o anı web.tv’ye bırakın, sizin ne yaptığınızı izleyen çok olacaktır. (az kaldı, artık geliyor :) )

Ne kadar basit bir kurgu dünyanın en büyük şirketlerini yaratabiliyor değil mi? Çünkü bu tarih boyunca hiç yok olmamış her zaman güncelliğini korumuş bir model. Bu model çerçevesinde zamana uygun araçları tasarlayanlar, önümüzdeki yıllarda da hep başarılı olacak ve takip edileceklerdir :)

Haydi siz de iz bırakın !

Bir sitenin nesi var, bir ağın sesi var !

29 Ocak 2010

İnternet’teki değişimi takip etmek çok zorlaşırken, bu değişime ayak uydurmak ise giderek daha çok maliyetli oluyor. Dev bilgi kaynağı İnternet’in geçirdiği değişime inanmak zor…

Bundan yıllar önce İnternet’te ilk olmanın getirdiği avantajlar artık büyük ağların gücü ile tehdit ediliyor. İnternet’te yeni bir iş kurmanın yarattığı maliyet, farkındalık yaratma maliyetlerinin artması ile ciddi bir oranda yükseldi.

Bundan 8 yıl öncesinde dev servis sağlayıcıların hakimiyetindeki İnternet, el değiştirdi. Eskiden bu servis sağlayıcılar üzerinde toplanan kullanıcılar, artık servis sağlayıcı bağımsız olarak ağlar üzerinde toplanıyor.

Bu yükselişten en büyük geliri de dünyanın dev ağları alıyor.

Nasıl mı?

İnternetin yeni hakimleri Google, Microsoft, Facebook ve son zamanlarda büyük atak yapan Apple gibi dev ağlar.

Google, dünyadaki İnternet trafiğinin yüzde 6’sını tek başına elinde tutuyor. Bu, bir tek kurumun elinde tuttuğu en yüksek pay. Bu trafiği elinde bulunduran Google, trafiği yönlendirmeden dolayı milyarlarca dolar kazanç sağlıyor. Bilgiyle kullanıcıları kendisine çeken Google, bilgiyi öncelikli ve ilişkili gösterme ve aynı zamanda hızlı yönlendirmenin getirdiği avantajdan da para kazanmakta.

Yani artık İnternet üzerinde bilgiye ulaşmak Google ile çok kolaylaşsa da trafiği çekebilmek ciddi oranda para ödenmesini sağlıyor. Bu da İnternet’e özgü anlamda iş yapmak için sektöre giriş bariyerini yükseltiyor.

Artık şunu çok net söyleyebiliriz. Web siteleri yaşamak için dev ağlara bağımlı durumda. Şu anda Google’ın olmadığını düşündüğünüz de bu gerçeğin çok daha fazla farkına varabiliyorsunuz.

Eskiden on binlerce siteye dağınık olan ilk giriş trafiği artık iyice toparlanmış durumda. 150 ağ İnternet trafiğinin yüzde 50’sini elinde tutuyor.

Devlerin payı çok ilginç, 150 ağ trafiğin yüzde 50’sine sahipken, tepede yer alan birkaç site trafiğin yüzde 30′una sahip olmayı başarıyor. Bu dev ağların içeriğe çok kolay ve hızlı erişim sağlamasının payı çok büyük. Milyarlarca dolar harcayan dev ağlar, geçen yıllar zarfında küçük siteleri satın alarak, bu sitelerin trafiğini de yuttular.

İnternet üzerindeki bu konumlanma savaşı Türkiye’de de faaliyet gösteren İnternet firmaları içerisinde kendine yer bulmaya başlıyor. Artık Türkiye’de bir İnternet sitesi olan değil, bir ağı olan başarıya daha yakın.

Bu da sektörde büyük oyuncu ayrışmasının yakın zamanda daha belirgin olacağını gösteriyor.

Artık bir sitenin nesi var, bir ağın sesi var.

İLK YAZI

27 Ocak 2010

Neden yazacağım? Neler yazacağım?

Kendime bir blog açma kararını aldığımda, elimde hevesle okuduğum, Starbucks’ın İcra Kurulu Başkanı Howard Schultz’un Starbucks’ın öyküsünü anlattığı “Starbucks – Gönlünü işe vermek” adlı kitap vardı. Hikayesinden oldukça etkilenmiş biri olarak, kitabı okurken içerisinde bulundurduğum not kağıdına bir blog açma zamanımın geldiğini not aldım.

Bir girişimci olarak kalmanın getirdiği zorluklarla, girişimciyken bir sistem oluşturup, bürokrasiye boğulmadan büyük bir yapının nasıl oluşturulabileceğini gösteren yol gösterici bir kitaptı. Etkiledi beni. Öğrenilecek daha ne kadar çok şey var. Bu yüzden öğrenmek, öğrendiklerimi aktarmak ve fikirleri tartıştırmak için yazmaya karar verdim.

Peki hangi konular hakkında yazacağım?
İnternet’ten, sektörden,  girişimcilikten, yatırımcı olmaktan, arkadaşlarımdan, gördüklerimden, bildiklerimden, düşündüklerimden, yaptıklarımdan, yaşadıklarımdan, öğrenmek istediklerimden, öğrendiklerimden, futboldan ve tutkum olan Bursaspor’dan.

Bu blog farklı olacak, beni tanıyanlar için de tanımayanlar için de.

Çocukken ve büyürken yaptığım tüm girişimci faaliyetlere :) İnternet’le tanışmamdan sektöre nasıl girdiğime, nasıl Bursaspor’lu olduğuma, 2003′te nasıl Türkiye’nin en başarılı genç girişimcisi seçildiğime, web.tv domainini nasıl aldığıma, ortaklarımla olan projelerime ve MYK Medya ile nasıl ortak olduğuma kadar her şeyi hikayesiyle aktaracağım.

Bu denize bir taş da benden gelsin diye burdayım

Sevgiler